Tahammül nedir

hahammül nedir

Tahammül nedir?

Hoşgörü, müsamaha, tahammül, tesamuh, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma demektir. İzin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir.

—————————————–

KADININ, KOCASI ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Kadınların kocaları üzerinde bir çok hakları vardır. Baslıcaları, erkeklerin kadınlara karşı iyi huylu olmaları ve onların zayıf ve aşırı duygusal olduklarını hesaba katarak onlara merhamet olsun diye eziyetlerine katlanmaktır.

Allah Teâlâ buyuruyor ki: Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
(Nisa sûresi: 19)

Verdiğiniz o mehri zevcenizden nasıl alırsınız ki, birbirinizle birleşip katıldınız ve onlar sizden kuvvetli bir teminat, nikâh sözleşmesi aldılar.
(Nisa Sûresi: 21)

Yine Allah Teâlâ buyuruyor ki: Allah’a ibâdet edin (kulluk vecîbelerini yerine getirin), hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın. Anaya, babaya iyilik edin ; hısımlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sahip olduğunuz elinizin altındaki (köle, câriye, hizmetçi, işçi, eşe)lere de iyilik edin, (alçak gönüllü, güzel sözlü davranın). Şüphesiz ki, Allah kendini beğenip böbürleneni ve övüneni sevmez.
(Nisa suresi: 36)

Peygamber’imiz ölürken son olarak üç şeyi vasiyyet etti. şöyle buyuruyordu:
Namaza, namaza. Elinizin altındakilere.. Onlara güçlerinin üzerinde yük yüklemeyin. Kadınlar hakkında Allâh’dan korkun, Allâh’dan korkun.. Onlar sizin elinize düşen birer esirdir.. Onları Allah’ın emâneti olarak aldınız.. Avret yerleri Allah’ın buyruğu uyarınca size helâl oldu…»

Peygamber’imiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:
“Kadının huysuzluklarına sabırla katlanan erkeklere Allah, Teâlâ karşılaştığı belâlara katlanan Eyyûb Aleyhisselam’a verdiği mükâfatı verir. Kocasının huysuzluklarına katlanan kadınlara da Firavun’un karısı Âsiye Aleyhisselam’a verdiği sevabı verir.»

Bilesin ki, kadına iyi huylu olmak sadece ona karşı fena davranmamak değil, ondan karşılaştığı sıkıntılara katlanmak hattâ Peygamber’imizi örnek alarak taşkın ve sinirli anlarında yaptığı gibi; onlara karşı yumuşak davranmaktır. Peygamberimizin eşleri, bazen O’nun sözlerine karşılık verirlerdi. Hattâ zaman zaman içlerinden bazıları. O’nunla akşama kadar bir gün küs kalırdı. (Sahih buhari ve Müslim)

Bir gün Hz. Ömer’in eşi kendisine sözle karşılık verince Hz. Ömer eşine «Bana karşı mı koyuyorsun» dedi. Eşi de «Peygamberimiz senden daha üstün olduğu halde ona bile eşleri karşılık veriyor» dedi. Hz. Ömer «Eğer Hafsa Peygamber’imize karşı koyuyorsa vay haline o, yandı» dedi. Arkasından kızı Hafsa’ya Peygamber’imize sözle karşılık vermemeyi telkin ederek «Sen Ebû Bekir’ in kızına bakıp, Peygamber’e sözle karşılık verme. O, peygamber’imizin sevgilisidir» dedi.

Anlatıldığına göre, başka bir sefer de Peygamber’imizin eşlerinden birisi O’nun göğsüne vurdu, bunun üzerine kadının annesi onu davranışından vazgeçirmeye çalışmış, fakat Peygamber’imiz «Bırak onu, onlar daha ilerisine gidiyorlar» buyurmuştur.

Diğer bir seferinde Peygamber’imiz Hz. Aişe ile tartışmıştı, araya Hz. Ebû Bekr’i hakem koymuşlar. Peygamber’imiz Hz. Aişe’ye «Sen mi konuşacaksın, yoksa ben mi konuşayım» diye sorunca Hz. Aişe O’na «Sen konuş, fakat sadece doğruyu söyle» diye cevap verdi. Bu söze sinirlenen Hz. Ebû Bekir kızına sert bir tokat atarak ağzını kanattı ve ona «Ey nefsinin dostu! O doğrudan başka bir söz söyler mi ki» dedi. Hz. Aişe de Peygamber’imize sığınarak. O’nun arkasına geçti Peygamber’imiz de Ebû Bekir’e «Seni bunun için çağırmamıştık ve böyle yapmanı istememiştik» dedi.
Bir defasında da Hz.Aişe öfke içinde Peygamber’imize «Sen kendinin peygamber olduğunu da söylüyorsun daha! dedi. Peygamber’imiz bu söze gülümsedi ve yumuşak huyluluk ile gönül genişliği ile katlandı.

Peygamber’imiz Hz. Aişe’ye
«Ben senin öfkeli ve hoşnut anlarını ayırt edebiliyorum» dedi. Hz. Aişe «Nasıl anlıyorsun» diye sordu. Peygamber’imiz «Hoşnutken «Muhammedin (Sallallahualeyhivesellem) Rabb’i hakkı için hayır» dersin. Buna karşılık öfkeli iken «Ibrahimin (Aleyhisselam) Rabb’i hakkı için hayır» dersin, buyurdu. Hz. Aişe de Peygamber’imize «iyi bildin, kızınca adını anmıyorum.» dedi.
Söylendiğine gore islâm’da ilk sevgi Peygamber’imiz ile Hz. Aişe arasındaki sevgidir. Peygamber’imiz O’na
«Ebû Zer (R.A.) Ümmü Zerr’e karşı ne ise. Ben senin için oyum. şu farkla ki, ben seni boşamam» buyurdu.

Peygamber’imiz diğer eşlerine de şöyle buyururdu.
«Beni Hz. Aişe (R. Anha) konusunda üzmeyin, çünki Allah’ın adına yemin ederek söylüyorum ki, onunkinin dışında, hiç bir eşimin yatağında iken bana vahiy inmiş değildir.»

Enes Ibni Mâlik buyurur ki;
«Peygamber’imiz kadınlara ve çocuklara karşı insanların en şefkatlisi idi.
Erkeğin karısına karşı görevlerinden biri de neşe, şaka ve oynaşma ile kadının karşılaştığı sıkıntıları gidermektir. Çünkü böyle davranmak onların gönlünü hoş edecek en geçerli yoldur.

Peygamber’imiz eşleri ile şakalaşır, davranış ve tutumlarında onların anlayış seviyesine inerdi. Hatta bildirildigine göre Hz. Aişe (R. Anha) ile arasında koşular düzenler, bazan biri, bazan da öbürü kazanırdı. Peygamber’imiz kazanınca «Bu, senin kazandığın filân koşunun karşılığıdır» diye buyururdu.
Bildirildigine göre. Peygamber’imiz insanlar arasında kadınlara karşı en müşfik olanı idi.

Hz. Aişe der ki!
«Bir Aşure Günü gülen, oynaşan, zenci ve zenci olmayanlardan biraraya gelmiş bir oyuncu grubun gürültülerini duydum. Peygamber’imiz bana «Onların oyunlarını görmek ister misin» dedi. «Evet» dedim. Bunun üzerine Peygamberimizin çağrısıyla evin önüne geldiler. Peygamber’imiz kapıya geldi, ovucunu kapıya dayadı, elini uzattı, ben de çenemi O’nun koluna dayadım ve dışardan oynayanları seyretmeye koyuldum. Peygamber’imizin bir kaç defa «Artık yeter mi?» demesine rağmen ben de iki üç kere O’na «Sus, konuşma dedim. Nihayet yine «Artık yeter mi demesi üzerine «Evet» dedim de oyunculara gitmelerini söyledi, onlar da çekip gitti.»
Ama şunuda belirtmek gerekki efendimizin bazı eşlerinin bu şekilde yapması normal bir şey değildir yani bir ahlaksızlıktır peygamberin eşi dahi olsa peygambere karşı ahlaksızlık yapmıştır fahri kainatın efendisi hazreti peygambere kimse eşi dahi olsa itip kakalamaya karşı gelmeye hakkı yoktur üstüne üstün Allah teala kocaya itaatı emrediyor dolayısıyla peygamberin eşi dahi olsa iki türlü günaha girmiş oluyor hem Allah Teâlânın emrini tutmamış oluyor hemde onun resulünü incitmiş oluyor Allah’ın peygamberi kızına ey kızım fatıma bana peygamberim diye güvenme dememiş midir peki ya eşleri kızından dahamı ileridir?

Peygamber’imiz (Sallallahualeyhivesellem) buyuruyor ki:
İmanı en olgun mü’minler, huyu en güzel olan ile eşine karşı en tatlı davrananlardır.»
Peygamber’imiz (Sallallahualeyhivesellem) buyuruyor ki:
En iyiniz eşlerine karşı en iyi davrananınızdır. Ben, içinizde eşlerine karşı en iyi davrananınızım»
Hz. Ömer bütün sertliğine rağmen buyurur ki; «Erkeğin ailesi içinde çocuk gibi olması ve gerektiği zaman erkekliğini ortaya koyması gerekir.»
« Allah Teâlâ burnu havada ve huysuz kimselerden nefret eder» mânâsına gelen hadisi izah ederken, burada eşine karşı sert davranan kendini beğenmişlerin ikaz edildiği ileri sürülmüştür.
Ayrıca «Kaba, hırçın ve sonra da alçak (kimselere uyma)» mealindeki âyette gecen «kaba» deyiminden «Eşine karşı katı kalbli olanın kaba sözlerinin kasdedildiği ileri sürülmüştür. (Kalem sudesi 13).

Peygamber’imiz dul bir kadın ile evlenen Cabir’e
«Bir kız ile evlenseydin , onunla o da seninle oynaşırdı» buyurdu. Yani aranızdaki kaynaşma daha sıkı olrudu onunla geçinmede zorlanmazdın kalbinin ona karşı daha yumuşak olmasını sağlardı buyurmuştur.
Bedevi bir kadın, kocasının ölümü dolayısıyla şöyle der; «Allah adına yemin ederim ki, o evde güleryüzlü, dışarda az konuşan, bulduğunu yiyen ve kaybolanın hesabını sormayan bir adamdı.» der. Kadının kocası üzerindeki diğer bir hakkı da şakalaşmada, iyi huyluluk ve aşırılıkla kadının huyunu bozacak, onun gözündeki itibârını büsbütün kaybedecek bir aşırılığa düşmeden ölçüyü muhafaza etmeyi bilmesi, kötü bir davranış karşısında itidal ve vakarını elden bırakmaması, kesinlikle kötülüğe kapı açılmasını kolaylaştırmaması, İslâm ve insanlıkla uyuşmayan hareketler karşısında kükremeyi ve onlara karşı koymayı bilmesidir.

Bütün bunlardan sonra kadının kocası üzerindeki haklarını özetle şöyle ifade edebiliriz;
Erkek eşine karşı güzel ahlaklı olmalıdır ve ona karşı güzel muamele etmelidir
Eşiyle en iyi birşekilde geçinmeli, kendinden ona gelebilecek eziyetlere engel olmalıdır. Peygamberimiz sallallahualeyhi vesellem; “sizin en hayırlınız kadınlarına karşı hayırlı olandır ” buyurmuştur yani hayırlı olan iyi olan bir erkek evinin dışında ince kibar güzel ahlaklı olup eşinin yanında sert kaba olmamalı aksine eşine karşı en güzel muamele etmeli çünkü onlar incelik, kibarlık ve iyilikte daha evlâdırlar.

Erkek eşinden gelecek eza ve cefaya tahammül göstermeli sinirli zamanında onu yatıştırmalı ve binumum hatalarını görmezden gelmeli; Enes b. Malik R. Anhu eşlerine karşı Resulullah sallallahualeyhi vesellemden daha merhametli birini görmediğini söylemektedir.
Erkek eşiyle oynaşmasında ve şakalaşmasında ölçülü olmalı haddi aşmamalı itibarını düşürmemelidir.
Erkek eşine karşı kıskanç olmalı ırzını, kerimeliğini korumada hırslı olmalı, eşinin fesad karışacak hiç bir işinden gafil olmamalıdır.

Erkeğin eşine karşı kötü zan da mübalağa etmesi doğru değildir çünkü Resulullah sallallahu aleyhi vesellem bunu bize nehyetmiştir.
Erkekler eşlerini islamiyete uygun bir evde mustakil olarak tek başlarına oturtmaları gerekir başkası ile ortak oturtmamalıdırlar yani iki evil olan biri evde iki eşini ortaklaşa oturtmamalıdır ama kaynanası ile kayınpederi ile oturtmasında bir sakınca yoktur.

En mühim haklardan biriside erkeğin eşine belirttiği mehrin tamammını ödemesi veya mehir konusunda helalleşmesi gerekir çünkü mehir kadının hakkıdır. Ayeti kerimede; “Bir eşinizi boşayıp da yerine başka bir eş almak istiyorsanız, öncekine (mehir olarak) kantar kantar altın (çokça mal) vermiş olsanız bile, hiçbir şeyi geri almayınız. (Boşamaya sebep uydurup) iftira ederek, açık günah işleyerek verdiğinizi ondan geri alır mısınız ? “
Erkek eşine yetecek bir şekilde infak etmeli yedirme içirme giydirme açısından v.s. yapabildiğinin en iyisini yapmalıdır ama israf da etmemelidir kocanın eşine yaptığı bu infaktan dolayı Allah katında bir ecir sevap vardır.
Erkek eşine eğer öğrenmiş değil ise dinini akaid ile ilgili iman konularını zaruri olan taharet, namaz, oruc gibi fıkhi bilgileri öğretmek ile yükümlüdür ve eşini sürekli namaza teşvik etmeli hatta zorlamalıdır çünkü ayeti kerimede ; “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et” buyrulmaktadır. (taha 132) Eğer tam tersi ise yani erkek namaz kılmıyor dinden imandan bi haber ise veya ikiside öyle ise erkek hem kendisi için hemde eşi için yanacak çünkü eşinden mesuldür.
Erkek eğer birkaç evli ise eşleri arasında adaletli olmalı birini diğerinden ayırmamalıdır ister mal olarak, ister nafaka, harclık, istersede kaldığı ev olarak, üzerine düşen herşeyde aralarında eşitliği muhafaza etemelidir ancak birini birinden fazla sevmesinde bir sakınca yoktur çünkü buna engel olamaz.
Erkek yine eşini terbiye etmek ile görevlidir eğer bozuldu, yoldan çıktı ise onu itaate doğruluğa taşımalıdır yani Allah Tealaya itaate çünkü kocaya itaat ikinci plandadır eğer namazı terk etti ise kocası ona namazı emretmeli, onu kesinlikle boş vermemeli onu zorlamalı veya herhangibir günaha irtikab etmesine müsade etmemelidir çünkü karısından mesuldür. Tabi bu terbiye evvelen anlatarak olmalı uyarma ile başlamalı eğer bu başarılı olmaz ise yatağında ona karşı sırtını dönüp yatmalı buda olmaz ise yatağını ayırmalı buda olmaz ise onunla küsmeli bu şekilde üç güne kadar küs kalabilir eğer buda başarılı olmaz ise hafifce acıtırcasına döver bedeninder bir yeri kanatması eziyet vermesi caiz değildir aynı şekilde yüzüne vurmak kafaya vurmak, karına vurmak, böğürlerine vurmak caiz değildir çünkü ayeti kerimede ; “O kadınların ki, baş kaldırıp itaatsizliklerinden endişe duyarsanız, önce onlara öğüt verin, sonra da yataklarında yalnız bırakın ; (yola gelmezlerse) bu defa dövün. O takdirde (kadınlık vecibelerini yerine getirip) size itaat ederlerse, artık (üzüp incitmek için) aleyhlerinde bir yol aramayın. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür. “ buyrulmaktadır. (nisa 34)
Erkeğin eşini dövmesi Ayeti kerimeninde belirttiği gibi enson çaredir evvelen nasihat edilir sonrada sırayla yukarıdakiler uygulanır bunlar başarılı olmaz ise son olarak dövülür.
Bu ayeti kerime kadını dövmek için kesinlikle bir delil değildir bazı cahillerin yaptığı gibi kadınlarını kırbaçlayıp en kötü bir şekilde dövüp sonrada kocanın eşini dövmeye hakkı vardır diye iddia etmeleri büyük bir cahilliktir. Hatta bazı erkekler kadınlarını onlardan bir itaatsizlik karşı gelme v.s olmadan dahi dövüyorlar işte bu kimseler salih koca değildirler. Bu konuda Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’in ahlakı ile ahlaklanmamız daha doğru olmazmı o, kesinlikle hiç bir kadına vurmadı sadece öğüt verip ve küsmekle yetindi.
Erkek cima halinde iken eşinin izni olmadan korunma yöntemlerinden birini gerçekleştiremez ancak eşinin izni ile bunu yapabilir.
Erkek eşini son derece haramdan korumalı helal lokma yedirmeli çünkü erkeğin eşine helal lokma yedirmesi farzdır.

Erkek bir sebebten dolayı eşini küçümsememeli, ona küfür etmemeli, onu kötülememelidir ister söz olarak ister fiil olarak onu rencide etmemeli aynı şekilde ahlakına, yaratılışına, ailesine, akrabalarına da bir kötü şey söylememelidir çünkü böyle yapmak bir mü’minin kesinlikle ahlakı olamaz.
Yine erkek eğer eşi hoşlanıyor ise ona bol bol ikram da bulunmalıdır yani hediye almalı gönlünü hoş tutacak şeyler vermelidir.
Veya en güzel bir şekilde boşayacak ve bu mesuliyetten kurtulacak.
KAYNAKLAR
Mükaşetü’l kulûb (imam gazali)
Sıfatı zevcet^’s- salihe (abdul hakim atiyye, dar el- islah)
el- hub ve’s- saade beyne zevceyn (yusuf hattar muhammet)
Key la tahseri zevcuki (Abdunnasır ebu harun, dar kevser)

52 views